
Yeni Normalde Çocukların Dengeli ve Sağlıklı Beslenme Düzeni
Bebeklik ve çocukluk dönemindeki sağlık durumu ve doğru beslenme ileri yaşlardaki sağlığın önemli bir göstergesidir. İnsan sağlığı tüm yaşlardaki ama özellikle bebeklikteki ideal beslenme ile yapılandırılır. Doğumdan itibaren ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenme ve altıncı aydan sonra başlanacak olan, miktar ve besinsel olarak yeterli ve güvenli tamamlayıcı beslenme ile birlikte iki yaşa kadar anne sütü verilmeye devam edilmelidir. Anne sütü ile beslenme sağlıklı bebek beslenmesinin altın standardıdır. Anne sütü ve tamamlayıcı beslenme konusunda toplumumuzda eğitimle aşılması gereken sorunlarımız mevcuttur. Tamamlayıcı beslenme dönemi 6-23 ay arasındaki dönemdir. Bebeklik döneminde yeterli ve dengeli beslenme sağlık, büyüme ve gelişme için esastır. Kötü beslenme hastalık riskini arttırır ve beş yaş altı çocuk ölümlerinin 1/3’ünden doğrudan ya da dolaylı olarak sorumludur. Kötü beslenme ülkemizde de çok sık görülen demir eksikliği anemisinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Özellikle ilk iki yaştaki kronik beslenme yetersizliği düzeltilmediğinde büyüme hedeflerine ulaşılamaz. Bebeklikte yetersiz beslenen erişkinlerin entelektüel performansının daha düşük olduğunu gösteren bilimsel çalışmalar vardır. Ayrıca uygun olmayan beslenme, şişmanlığın da önemli bir nedenidir.
Hepatit B ve C enfeksiyonu olan anneler bebeklerini emzirebilirler.
Tanı veya tedavi amaçlı radyoizotoplara maruz kalan annelerin de bebeklerini emzirmemeleri gerekmektedir. Benzer şekilde kanser tedavilerinde kullanılan bazı ilaçları, altın bileşikleri, iyot bazlı X-ışını içeren ilaçları alan anneler de bebeklerini emzirmemelidir. Emziren annelerin kullandıkları ilacı doktorları ile konuşmaları ve doktorun vereceği karara uymaları çok önemlidir.
Bir takım doğumsal metabolik hastalıklarda anne sütü verilmemelidir (klasik galaktozemi, doğumsal laktaz eksikliği vb ).
Anne sütünün bir süreliğine (ilaç kullanımı) veya kalıcı olarak verilmeyeceği dönemde mastit (meme dokusu iltihabı) gelişimini önlemek için anne sütü aniden kesilmemeli bir süre sağılmalıdır. Bebeğin tekli veya çoklu gıda alerjisi durumunda annenin diyetinden bilinen alerjenler çıkarılarak emzirmeye devam edilmelidir. Ancak nadir de olsa alerjenin saptanamadığı durumlarda doktor kontrolünde anne sütünün kesilerek alerjen olmayan özel mamalar başlanabilir.
Anne sütü verilemeyen durumlarda (örn: COVİD-19 nedeni ile yoğun bakıma giren anne bebeğine ya da yukarda geçen nedenlere bağlı anne sütü verilemeyen bebeklere), bir yaşına kadar anne sütü yerine formül sütler verilmelidir. Altı aydan küçük bebeklerde anne sütünün yeterli olmadığı durumlarda katı gıdaya çok erken başlamak yerine formül sütler tercih edilmelidir.Her türün kendi sütü kendi bebeği için idealdir. Formül sütler inek sütünün işlenmesi ile enerji, yağ, protein içerikleri ve yoğunlukları ile anne sütü değerlerine en yakın tutulmaya çalışılmıştır. Benzer şekilde bebeğin gereksinim duyduğu vitaminler ve minerallerle desteklenmiştir. İnek sütündeki protein miktarı anne sütü ve formül sütlere göre çok daha yüksektir. Yüksek ve çeşitli protein içeriği inek sütünün alerjen olmasına neden olmaktadır.
İnek sütü ile beslenmenin bebeğin demir durumunu negatif yönde etkilediği bilinmektedir. Anne sütündeki demirin yararlanım oranı daha yüksektir. Altıncı aydan sonra inek sütünün başlandığı ve yaygın olarak verildiği toplumlarda yüksek oranda demir eksikliği görülmektedir. Formül sütlere demir eklenerek bebekleri demir eksikliğinden korumak mümkün olmuştur. Anne sütü alan bebeklerin genel sağlıktaki üstünlükleri anne sütünün içindeki biyolojik aktif maddelerin (canlı hücre, antikor, prebiyotik ve probiyotikler gibi) fonksiyonel etkilerine bağlanmaktadır.
Anne sütüne adapte formül süt (başlangıç sütü): Anne sütü olmadığı takdirde doğumdan itibaren kullanılabilen içerik olarak anne sütüne benzer oranlarda protein, laktoz, nükleotit, prebiyotik, omega-3 LCP gibi fonksiyonel besinlerle zenginleştirilmiştir. Devam formül sütleri (devam sütü): Altı-12 aylık bebekler için kullanılan, anne sütündekinden daha yüksek protein, demir ve mineral içerirler.
İlk altı ayda tek başına anne sütü ile beslenen bebeğin ayına uygun verilecek yeni besinlerin miktarı, içeriği ve cinsi ileri yaşlarda oluşabilecek şeker hastalığı, şişmanlık ve yüksek tansiyon gibi hastalıklara zemin hazırlayabileceği gibi benzer hastalıklardan korunmada da önemli bir role sahiptir.Altıncı ay sonrası tek başına anne sütünün bebeğin besin ihtiyacını karşılaması mümkün değildir. Bu dönemde besinsel ihtiyaçları karşılamak için anne sütü ile birlikte anne sütü dışındaki gıdaların verilmesine tamamlayıcı beslenme adı verilmektedir.
Sağlıklı bir tamamlayıcı beslenme uygulamasında beş şartın yerine getirilmesi gereklidir: 1.Zamanında
2.Kaliteli
3.Yeterli
4.Güvenli
5.Keyifli beslenme
Tamamlayıcı beslenmeye geçildiği dönemde de anne sütü verilmeye devam edilmelidir.
Tamamlayıcı beslenmeye altıncı ay civarında başlanmalıdır. Tamamlayıcı besinler 4.aydan önce kesinlikle başlanmamalıdır ancak 6.5 aydan sonraya da bırakılmamalıdır. Tamamlayıcı beslenme kaşıkla yapılmalıdır ve altı ay civarındaki bir bebek kaşıkla beslenmeye uygun hale gelmiştir. Tamamlayıcı beslenmenin kontrolsüz arttırılması anne sütü miktarını azaltır. Anne sütü, tamamlayıcı beslenmeye rağmen ilk 6-8 aylık bir bebeğin enerji gereksiniminin yaklaşık %65-70’ini, 9-11 aylık bebeğin %50-55’ini ve 12-23 aylık bebeğin %30-40’ını sağlar.
Tamamlayıcı beslenmeye altıncı aydan sonraya bırakılması, yetersiz enerji alınmasına, demir eksikliğine, oral motor fonksiyonlarda gecikmeye ve gıda reddi gibi problemlere yol açabilmektedir.
Bebeklerde mide kapasitesi doğumda yaklaşık 30 ml (2 yemek kaşığı), 6.ayda 180 ml, 1 yaşta 240 ml ve erişkinde 960 ml’dir. Genel olarak mide hacmi 30 ml X kg olarak hesaplanır (10 kg bir çocuğun mide hacmi 300 ml). Erişkin bir kişiye kıyasla bu kadar küçük olan mide hacminin çok verimli kullanılması, yüksek enerjisi olan, yeterli protein ve mikrobesin içerikli besinlerin bebeğe verilmesi gereklidir. Hayvansal gıdalar, sebze-meyve, baklagiller ve tahıl grubu ile anne sütünün azaldığı durumda süt ürünlerinin tamamlayıcı beslenmeye eklenmesi çeşitliliği sağlar.
Tahıllar: Tahıllar, artan enerji ihtiyacını karşılamanın yanı sıra lif kaynağı olarak önem taşırlar. Tahılların et veya baklagillerle tüketilmesi ideal bir birleşim olacak ve mikrobesin emilimini arttıracaktır.Buğday, çavdar ve arpa gluten içerirler; yapılan çalışmalarda ilk üç ayda veya yedinci aydan sonra glutenle tanışmanın çölyak hastalığı görülme riskini arttırdığı görülmüştür.
Tarhana çorbası, içerdiği tahıl, yoğurt ve yumurta nedeni ile tamamlayıcı beslenmede yeri olan bir besindir.
Baklagiller: Protein içeriği yüksek, kompleks karbonhidrat ve lif içeren çok değerli besinlerdir. Vitamin ve mineral içerirler, tahıllarda olduğu gibi baklagiller de fitat içerdiklerinden emilim yeterli olmayabilir. Bebek beslenmesinde mercimek çorbası çok değerli bir tamamlayıcı besin olarak kabul edilmektedir.
Sebze ve meyveler: Erken dönemde başlanması gereken tamamlayıcı besin grubudur. Vitamin, mineral, antioksidan ve lifler açısından zengin bu besin grubu bebeklere verilmesi gereken A ve C vitamininden zengin diyet için en ideal kaynaktır. Özellikle turuncu meyveler ve koyu renkli sebzeler A vitamini ve folat açısından zengindir. Bu grubun etle birlikte verilmesi içerdikleri C vitamininin demir emilimini iki kat arttırmasına yarar. Altı-24 aylık bebeklerde günlük A vitamini ihtiyacı 1,5 çorba kaşığı havuç veya 1/3 kase pişmiş yeşil sebze ile karşılanabilir. Dördüncü aydan önce yeşil yapraklı sebze zehirlenmelere neden olduğundan önerilmemektedir. Sebzeler B grubu vitaminler açısından da zengindirler. Havuç, kabak, yeşil yapraklı sebzeler ve bal kabağı kalsiyumdan zengin gıdalardır. Sebzelerin fazla pişirilmemesi ve hemen tüketilmesi önerilmektedir. Sebze çorbaları toplumumuzda geleneksel olarak patates ve havuçla yapılır, daha sonra tek tek başka sebzeler eklenir. İdeal olan içine taneli sebze ve kıyma şeklindeki etin erken dönemden itibaren eklenmesidir. Bu şekildeki uygulama hem protein kalitesini yükseltecek hem de bebeği pütürlü gıdalara alıştıracaktır. Sebze pürelerini hazırlarken asla ‘blender’ kullanılmamalıdır. Sebze püre formu çok geciktirilmeden pürtüklü püre ve taneli yemek şekline çevrilmelidir. Sebze püreleri tercihen evde, tuz eklemeden hazırlanmalıdır. İçeriğindeki tuz ve şeker oranın yüksekliği nedeni ile konserve gıdalarla püre hazırlanmamalıdır.
Meyve suyu ve püresi: Altı aydan önce meyve sularının verilmesi yetersiz enerji alımına ve anne sütünün kesilmesine yol açabilir. Lif içeriği nedeni ile her zaman meyve suyu yerine meyvenin kendisini vermeliyiz. Meyve ilk başlandığı dönemde bebeklerin alışması için çok kısa bir süre meyve suyu olarak kaşıkla ya da bardakla verilebilir, biberon ile verilmemelidir. Fazla meyve suyu tüketiminin diş çürükleri ve şişmanlıkla ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Meyve püresi ya da meyvenin kendisi ara öğün olarak verilmeli, gün içinde atıştırmalık olarak kullanılmamalıdır, aksi takdirde çocukların iştahını azaltabilir. Çocuklara 9-10.aydan sonra meyveleri tam olarak (boğulma tehlikesi oluşturabilecek ufak taneliler hariç) ya da dilimleyerek verilebilir.
Hayvansal besinler: Hayvansal içeriği olmayan diyetler bebeklerin besin gereksinimini karşılayamazlar. Tamamlayıcı beslenme döneminde eksikliği en sık yaşanan besinler demir, çinko, kalsiyum, B vitaminleri ve bazen A vitaminidir. Bu mikrobesinlerin eksikliğini önleyen hayvansal gıdalardır. Et, balık, yumurta ve tavuk eti mümkün olduğunca sık tüketilmelidir.
Yumurta, protein yapısı çok ideal ve ucuz bir protein kaynağıdır. Karaciğer, sağlıklı olması kaydıyla yağ oranı düşük, vitamin ve mineral açısından zengin, kolay pişen, kolay püre haline getirilebilen, nispeten ucuz ve değerli bir tamamlayıcı besin kaynağıdır. Haftada bir gün 7-8.aydan sonra bebeklerin beslenme programına alınmalıdır. Et tüketimi ile çocukların psikomotor gelişimi arasında yakın ilişki olduğu bilindiğinden tamamlayıcı beslenmeye erken dâhil edilmesi çok önemlidir. Tamamlayıcı beslenme çağındaki bir bebeğin günlük bir yumurta ve 15-75 gr kadar et, tavuk, balık veya karaciğer tüketmesi önerilmektedir. Somon, tuna, sardalya, uskumru, hamsi ve palamut omega 3’ten zengin balıklardır, ayrıca yağlı balıklar en iyi D vitamini kaynağıdırlar.
Süt ve süt ürünleri: Dünya sağlık örgütü (DSÖ)’nün inek sütünü bir yaşına kadar önermemesinin nedeni yüksek protein içeriği nedeni ile alerjiye ve ileri yaşlarda bir takım hastalıklara zemin hazırlaması, kalsiyum/fosfor dengesinin uygun olmaması, linoleik asit ve nükleotidlerden fakir olması, yağ, vitamin, kalsiyum, demir emiliminin iyi olmaması(önerilmemesindeki en önemli neden), kabızlığa neden olması ve böbreklere aşırı yük bindirmesi nedeni iledir. Yeterli hayvansal gıda alan bir bebeğin tamamlayıcı beslenme döneminde günlük 200-400 ml (1-2 su bardağı), yeterli hayvansal gıda alamıyorsa günlük 300-500 ml süt (anne sütü, formül süt, alamıyorsa inek sütü veya tercihen fermente süt ürünleri) tüketmesi uygundur. İdeal olan inek sütü tüketiminin 12.aydan sonra başlatılmasıdır. Tamamlayıcı beslenme döneminde yeterince hayvansal protein tüketen ve aynı zamanda anne sütü alan çocuklarda ayrıca inek sütü veya formül süt verilmesine ihtiyaç yoktur. Yoğurt ve peynir, mikrop bulaşma riski düşük, probiyotik ve prebiyotik içeren, kaşıkla tüketilebilen, inek sütüne göre daha ideal gıdalardır. Süt ürünlerinin mayalanması, mineral emilimini arttırır ve gıdanın laktoz içeriğini azaltır. Peynire 6-9.aylar arası başlanabilir ve 9 aylıktan sonra miktarı arttırılabilir. İki yaştan önce yağsız süt tüketimi uygun değildir. Yarım yağlı sütler 12.aydan sonra verilebilir. Yağ bebek büyümesi ve gelişimi için önemlidir. Yeterli enerjiyi içeren tamamlayıcı gıda ve beraberinde anne sütü alan 6-8 aylık bir bebekte 2 öğün, 9-11 aylık bebekte 3 öğün yeterlidir; 12-24 aylık bebekte gerekirse 1-2 ara öğün eklenebilir.
Bebeklerde mide kapasitesi 30 gr/kg olarak kabul edildiğinden öğündeki miktarları abartmamak gıda reddi ve kusma sorunlarının gelişimini önlemek bakımından önemlidir.
Bebekler için çay ve bitki çayları, şekerli içecekler, konserve gıdalar, hazır çorbalar, hazır meyve suları, şekerli yoğurt ve peynirler, tuzlu ve biberli gıdalar uygun besinler değildir. Çocuklarda zehirlenme ve ölüme neden olabilen bal bir yaştan önce, boğulmaya neden olabilecek kabuklu kuru yemişler, üzüm, pişmemiş havuç, şeker gibi yuvarlak ve sert gıdalar bebeklik döneminde verilmemelidir. Tamamlayıcı besinlere tuz ve şeker eklenmemelidir. Şeker içeren içeceklerden kaçınılmalıdır. Havuç, portakal ve mandalina gibi yüksek oranda karoten içeren gıdalar günde birden fazla önerilmez. Nitrit içeren sosis, salam, sucuk gibi gıdaların bebek beslenmesinde yeri yoktur.
Güvenli besinin en önemli özelliklerinden birisi de hijyenik koşullarda, temiz su ile el yıkandıktan sonra hazırlanmış olmasıdır. Uygun koşullarda hazırlanan ve saklanan gıdaların temiz araçlarla sunulması temizlik açısından güvenli olması demektir. Tamamlayıcı beslenmede biberon kullanılmamalıdır.
Bebek liderliğinde beslenmenin uyarlanmış bir şekli de ‘katı gıdalara bebek önderliğinde başlama’ yöntemidir. Bu yöntem ile demir ve enerji eksikliği ve boğulma riskini azaltmak amacıyla geliştirilmiştir. Bu yöntemdeki fark her bir öğünde bir demirden zengin besin ve bir enerjisi yüksek besin sunulur; besinler bebeğin gelişimsel yaşına uygun hazırlanmış olması sağlanarak ve nefes yoluna kaçırma riski yüksek besinlerden kaçınılarak boğulma riski azaltılır. Bazı gözlemsel çalışmalar bu yöntemin daha uygulanabilir ve faydalı olduğunu göstermiştir.
Dünyada en sık rastlanan mikrobesin eksikliği demir eksikliğidir ve ülkemizdeki iki yaş altındaki bebeklerde bu oran farklı çalışmalara göre %2-46 arasında değişmektedir. Tamamlayıcı beslenmede etin erken dönemde beslenmeye dahil edilmesi demir eksikliği gelişim riskini azaltacaktır. B12 vitamin eksikliği ülkemizin farklı bölgelerinde farklı oranlarda görülmekte olup gebelerin 2/3’ünde saptanırken bu annelerin bebeklerinde de eksiklik oranı %40’lar düzeyinde rapor edilmektedir. Folik asit eksikliği de %10-14 arası rapor edilmektedir.
Düşük doğum ağırlığı, ilk iki yılda hızlı ağırlık artışı ve yüksek protein alımı ileri yaşlarda şişmanlık riskini doğuran özelliklerdir. Anne sütü ile herhangi bir süre beslenmiş bebeklerde ileride obezite riskinin düşük olduğu bilinmektedir ve şişmanlık riski anne sütü alma süresi ile ters orantılı olarak azalmaktadır. Bu bağlamda şişmanlık için en kolay koruyucu önlem ilk altı ay tek başına anne sütü ile beslenme ve anne sütünün olabildiğince uzun süreli verilmesidir. Tamamlayıcı beslenmeye erken başlamak şişmanlık için bir risk oluşturabilir, zamanında tamamlayıcı gıdalara geçiş teşvik edilmelidir, aşırı proteinli beslenmeden de kaçınılmalıdır.
Not: (TÇGHBD) Türk Çocuk, Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Derneği yayınlarından yararlanılmıştır.
Anne Sütü Mucizesi
İlk altı ay tek başına anne sütü bebeğin su dahil tüm ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bebeğin nörolojik ve duygusal gelişimi açısından ilk altı ay sadece anne sütü ve 6-24 ay arası anne sütü ile birlikte tamamlayıcı beslenmenin sürdürülmesi çok önemlidir. Anne sütü güvenli, temiz, içerdiği fonksiyonel bileşenler ve canlı hücreler ile birçok hastalığa karşı koruyucu özelliği olan eşsiz bir besindir. Az ya da çok anne sütü her şekilde teşvik edilmelidir, bu arada annenin kendi depolarını koruyabilmesi için emziren annenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi gerekmektedir. Anne sütü bebeği ideal büyütüp geliştirdiği gibi bebekleri enfeksiyon hastalıklarına karşı da korumaktadır. Anne sütü ishal, solunum yolu enfeksiyonları, orta kulak iltihabı, idrar yolları iltihabı, kanda mikrop ve menenjit hastalıklarına karşı bebekleri korumaktadır. Anne sütü ile beslenen bebeklerde bebek ölüm oranı ve hastaneye yatış oranı daha düşüktür. Anne sütü ile beslenme ani bebek ölümü sendromu riskini ve gittikçe artan besin alerjisi ve astım riskini azaltmaktadır. Anne sütü alırken tahıllı gıdalara başlanmasının çölyak hastalığı riskini azalttığına dair bilimsel çalışmalar mevcuttur. Anne sütünün çocukluk çağı kanser riskini ve iltihaplı bağırsak hastalığı riskini önemli oranda azalttığı bilinmektedir. Anne sütü ile beslenme şişmanlık, kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon ve diyabet (şeker hastalığı) için koruyucudur. Doğumu takiben ilk birkaç gün salınan süte kolostrum (ağız sütü) adı verilir. İlk günlerde miktarı az olsa da bebek için yeterli miktarda enerji, besin maddeleri ve yüksek miktarda koruyucu antikorları sağlar. Başarılı emzirme için tüm sağlık çalışanlarının bu konuda eğitimli ve istekli olması, anne eğitiminin gebelik döneminde başlaması, anneye desteğin doğumdan hemen sonra başlaması, bebeğin doğumdan sonraki ilk yarım saatte emzirilmeye başlanması, bebeğe su dahil başka hiçbir gıda, sıvı verilmemesi, anne ile bebeğin aynı odayı paylaşması, bebek istedikçe emzirilmesi ve emzikten kaçınılması gerekmektedir. Bebek doğduktan sonraki ilk 24 saatte 8-12 kez emzirilmelidir. Hastane çıkışında bebeğe D vitamini (400 IU/gün) başlanmalıdır. Bebek taburcu edildikten 48-72 saat sonra tartı, beslenme ve sarılık açısından mutlaka doktor kontrolüne götürülmelidir.Anne Sütünün Verilmemesi Gereken Durumlar
Anne sütü, annenin HİV enfeksiyonu olması durumunda verilmemelidir. Dünya sağlık örgütü, anne sütü yerine güvenli, ulaşılabilir bir besin verilebilecekse anne sütü verilmemesini, ancak bu sağlanmazsa ilk ay tek başına anne sütü verilmesini önermektedir. Avrupa’da HIV pozitif annelerin emzirmemeleri önerilmektedir. Ülkemizde de temin edilebilirse anne sütü yerine adapte formül sütler (mama) tercih edilmelidir. Tedavi edilmemiş brusellalı veya tüberkülozlu anneler ve memesinde herpetik lezyonu (uçuk) olan anneler emzirmemelidir. En az iki hafta tedavi almış ve bulaştırıcılığı kalmamış tüberkülozlu anneler emzirmeye devam edebilirler. H1N1 enfeksiyonu (domuz gribi olarak bilinir) ve COVİD-19 enfeksiyonu geçiren anneler maske takarak (ideali N95 maske), en az 20 saniye süre ile ellerini su ve sabunla yıkayarak bebeklerini emzirebilirler (Dünya Sağlık Örgütünün bu yönde beyanları oldu).Hepatit B ve C enfeksiyonu olan anneler bebeklerini emzirebilirler.
Tanı veya tedavi amaçlı radyoizotoplara maruz kalan annelerin de bebeklerini emzirmemeleri gerekmektedir. Benzer şekilde kanser tedavilerinde kullanılan bazı ilaçları, altın bileşikleri, iyot bazlı X-ışını içeren ilaçları alan anneler de bebeklerini emzirmemelidir. Emziren annelerin kullandıkları ilacı doktorları ile konuşmaları ve doktorun vereceği karara uymaları çok önemlidir.
Bir takım doğumsal metabolik hastalıklarda anne sütü verilmemelidir (klasik galaktozemi, doğumsal laktaz eksikliği vb ).
Anne sütünün bir süreliğine (ilaç kullanımı) veya kalıcı olarak verilmeyeceği dönemde mastit (meme dokusu iltihabı) gelişimini önlemek için anne sütü aniden kesilmemeli bir süre sağılmalıdır. Bebeğin tekli veya çoklu gıda alerjisi durumunda annenin diyetinden bilinen alerjenler çıkarılarak emzirmeye devam edilmelidir. Ancak nadir de olsa alerjenin saptanamadığı durumlarda doktor kontrolünde anne sütünün kesilerek alerjen olmayan özel mamalar başlanabilir.
Anne Sütünün Sağılması ve Saklanması
Bebeğin doğrudan anne memesinden beslenmesi idealdir, ancak bazı durumlarda anne sütünün sağılarak saklanması gerekebilir. Anne sütü direkt el, el pompaları ve elektrikli pompalarla sağılabilir. Her iki memeyi aynı anda sağan pompalar zaman tasarrufu nedeni ile tercih edilebilir. Sağılan anne sütü oda ısısında en fazla dört saat, buzdolabı rafında 48 saat, buzlukta 2 hafta, derin dondurucuda altı ay güvenle saklanabilir. Süt sağılmadan önce ellerin su ve sabun ile en az 20 sn yıkanmalı, bulaşıcı hastalık varsa (COVİD-19 gibi) maske takılması, temiz, tercihen cam bir kapta ağzı sıkıca kapatılacak şekilde saklanması, her bir kabın üzerine tarih yazılması, öncelikle eski tarihlilerin kullanılması, ziyan olmaması için 100-300 ml’lik miktarlarda saklanması, önceden dondurulmuş sütlerin üzerine ek yapılmaması gerekmektedir.Dondurulmuş sütler buzdolabında ya da ılık su bulunan kaplarda çözdürülebilir; mikrodalga fırınlarda çözdürmeyi önermemekteyiz.Formül Süt (mama) ile Beslenme
Anne sütündeki whey/kazein oranı 60/40 olduğu için anne sütüne adapte formül sütlerde de aynı oranlar tercih edilmiştir. İnek sütünde protein miktarı anne sütüne ve formül süte göre çok yüksektir ve whey/kazein oranı 20/80 olarak kazein oranı çok yüksektir.Anne sütü verilemeyen durumlarda (örn: COVİD-19 nedeni ile yoğun bakıma giren anne bebeğine ya da yukarda geçen nedenlere bağlı anne sütü verilemeyen bebeklere), bir yaşına kadar anne sütü yerine formül sütler verilmelidir. Altı aydan küçük bebeklerde anne sütünün yeterli olmadığı durumlarda katı gıdaya çok erken başlamak yerine formül sütler tercih edilmelidir.Her türün kendi sütü kendi bebeği için idealdir. Formül sütler inek sütünün işlenmesi ile enerji, yağ, protein içerikleri ve yoğunlukları ile anne sütü değerlerine en yakın tutulmaya çalışılmıştır. Benzer şekilde bebeğin gereksinim duyduğu vitaminler ve minerallerle desteklenmiştir. İnek sütündeki protein miktarı anne sütü ve formül sütlere göre çok daha yüksektir. Yüksek ve çeşitli protein içeriği inek sütünün alerjen olmasına neden olmaktadır.
İnek sütü ile beslenmenin bebeğin demir durumunu negatif yönde etkilediği bilinmektedir. Anne sütündeki demirin yararlanım oranı daha yüksektir. Altıncı aydan sonra inek sütünün başlandığı ve yaygın olarak verildiği toplumlarda yüksek oranda demir eksikliği görülmektedir. Formül sütlere demir eklenerek bebekleri demir eksikliğinden korumak mümkün olmuştur. Anne sütü alan bebeklerin genel sağlıktaki üstünlükleri anne sütünün içindeki biyolojik aktif maddelerin (canlı hücre, antikor, prebiyotik ve probiyotikler gibi) fonksiyonel etkilerine bağlanmaktadır.
Anne sütüne adapte formül süt (başlangıç sütü): Anne sütü olmadığı takdirde doğumdan itibaren kullanılabilen içerik olarak anne sütüne benzer oranlarda protein, laktoz, nükleotit, prebiyotik, omega-3 LCP gibi fonksiyonel besinlerle zenginleştirilmiştir. Devam formül sütleri (devam sütü): Altı-12 aylık bebekler için kullanılan, anne sütündekinden daha yüksek protein, demir ve mineral içerirler.
Formül Sütlerin Hazırlanması
El ve biberon temizliği sonrasında toz şeklindeki formülanın kutusunda sunulan ölçek kullanılarak ve kutu üzerinde önerilen ölçüye göre sulandırılma yapılmalıdır. Biberona önerilen miktarda kaynatılarak ılıtılmış su koyulduktan sonra önerilen miktar toz formüla eklenmeli ve çalkalanmalıdır. Daha az veya çok yoğunlukta mama hazırlanmaması önemli bir kuraldır. Formül süt her öğün için ayrı ayrı, hemen öğün öncesi hazırlanmalıdır. Sıcaklığın uygun olup olmadığına annenin ön koluna damlatacağı birkaç damla mama ile karar verilebilir. Tüketilmeyen formüla oda ısısında iki saatten fazla bekletilmemelidir. Bebeğin tüketeceği miktara, bebeğin açlık tokluk ipuçları ve günde en az altı defa altını ıslattığını gözlemleyerek karar verilmelidir. Anne sütü almayan bir bebeğe başlangıçta 3-4 saatte bir 60-90 ml formül süt sunulmalıdır, ilk ay içinde 4-5 saatten daha uzun uyuma nedeni ile öğün atlanıyorsa bebek uyandırılarak öğünü sunulmalıdır. İlk ay sonunda 4 saatte bir yaklaşık 120 ml miktara ulaşılacaktır. Her ay ortalama 30 ml artış ile altı aylık olduğunda 240 ml’lik öğün günde 4-5 kere verilebilir. Bebekler her öğünde aynı miktarda almayabilirler, bebeğin açlık tokluk ipuçlarını iyi gözlemleyerek mama miktarına karar verilebilir. Zaman içinde bebek gece beslenmelerini azaltarak gündüz beslenmeye alışacaktır.Tamamlayıcı Beslenme
Doğumla başlayan ve iki yaşa kadar devam eden yaşam dönemi, büyümenin çok hızlı oluşuna bağlı olarak makro ve mikro besin ihtiyacının yüksek olduğu, beyin gelişiminin %90’ının tamamlandığı ve bağırsak mikrobiyotasının erişkin halini aldığı çok kritik bir dönemdir. Bu dönemdeki beslenme sadece ideal büyüme yönü ile değil, hem bebek hem de erişkin dönem sağlığının belirleyicisi olması yönüyle de çok önemlidir.İlk altı ayda tek başına anne sütü ile beslenen bebeğin ayına uygun verilecek yeni besinlerin miktarı, içeriği ve cinsi ileri yaşlarda oluşabilecek şeker hastalığı, şişmanlık ve yüksek tansiyon gibi hastalıklara zemin hazırlayabileceği gibi benzer hastalıklardan korunmada da önemli bir role sahiptir.Altıncı ay sonrası tek başına anne sütünün bebeğin besin ihtiyacını karşılaması mümkün değildir. Bu dönemde besinsel ihtiyaçları karşılamak için anne sütü ile birlikte anne sütü dışındaki gıdaların verilmesine tamamlayıcı beslenme adı verilmektedir.
Sağlıklı bir tamamlayıcı beslenme uygulamasında beş şartın yerine getirilmesi gereklidir: 1.Zamanında
2.Kaliteli
3.Yeterli
4.Güvenli
5.Keyifli beslenme
Tamamlayıcı beslenmeye geçildiği dönemde de anne sütü verilmeye devam edilmelidir.
Tamamlayıcı beslenmeye altıncı ay civarında başlanmalıdır. Tamamlayıcı besinler 4.aydan önce kesinlikle başlanmamalıdır ancak 6.5 aydan sonraya da bırakılmamalıdır. Tamamlayıcı beslenme kaşıkla yapılmalıdır ve altı ay civarındaki bir bebek kaşıkla beslenmeye uygun hale gelmiştir. Tamamlayıcı beslenmenin kontrolsüz arttırılması anne sütü miktarını azaltır. Anne sütü, tamamlayıcı beslenmeye rağmen ilk 6-8 aylık bir bebeğin enerji gereksiniminin yaklaşık %65-70’ini, 9-11 aylık bebeğin %50-55’ini ve 12-23 aylık bebeğin %30-40’ını sağlar.
Tamamlayıcı beslenmeye altıncı aydan sonraya bırakılması, yetersiz enerji alınmasına, demir eksikliğine, oral motor fonksiyonlarda gecikmeye ve gıda reddi gibi problemlere yol açabilmektedir.
Bebeklerde mide kapasitesi doğumda yaklaşık 30 ml (2 yemek kaşığı), 6.ayda 180 ml, 1 yaşta 240 ml ve erişkinde 960 ml’dir. Genel olarak mide hacmi 30 ml X kg olarak hesaplanır (10 kg bir çocuğun mide hacmi 300 ml). Erişkin bir kişiye kıyasla bu kadar küçük olan mide hacminin çok verimli kullanılması, yüksek enerjisi olan, yeterli protein ve mikrobesin içerikli besinlerin bebeğe verilmesi gereklidir. Hayvansal gıdalar, sebze-meyve, baklagiller ve tahıl grubu ile anne sütünün azaldığı durumda süt ürünlerinin tamamlayıcı beslenmeye eklenmesi çeşitliliği sağlar.
Tahıllar: Tahıllar, artan enerji ihtiyacını karşılamanın yanı sıra lif kaynağı olarak önem taşırlar. Tahılların et veya baklagillerle tüketilmesi ideal bir birleşim olacak ve mikrobesin emilimini arttıracaktır.Buğday, çavdar ve arpa gluten içerirler; yapılan çalışmalarda ilk üç ayda veya yedinci aydan sonra glutenle tanışmanın çölyak hastalığı görülme riskini arttırdığı görülmüştür.
Tarhana çorbası, içerdiği tahıl, yoğurt ve yumurta nedeni ile tamamlayıcı beslenmede yeri olan bir besindir.
Baklagiller: Protein içeriği yüksek, kompleks karbonhidrat ve lif içeren çok değerli besinlerdir. Vitamin ve mineral içerirler, tahıllarda olduğu gibi baklagiller de fitat içerdiklerinden emilim yeterli olmayabilir. Bebek beslenmesinde mercimek çorbası çok değerli bir tamamlayıcı besin olarak kabul edilmektedir.
Sebze ve meyveler: Erken dönemde başlanması gereken tamamlayıcı besin grubudur. Vitamin, mineral, antioksidan ve lifler açısından zengin bu besin grubu bebeklere verilmesi gereken A ve C vitamininden zengin diyet için en ideal kaynaktır. Özellikle turuncu meyveler ve koyu renkli sebzeler A vitamini ve folat açısından zengindir. Bu grubun etle birlikte verilmesi içerdikleri C vitamininin demir emilimini iki kat arttırmasına yarar. Altı-24 aylık bebeklerde günlük A vitamini ihtiyacı 1,5 çorba kaşığı havuç veya 1/3 kase pişmiş yeşil sebze ile karşılanabilir. Dördüncü aydan önce yeşil yapraklı sebze zehirlenmelere neden olduğundan önerilmemektedir. Sebzeler B grubu vitaminler açısından da zengindirler. Havuç, kabak, yeşil yapraklı sebzeler ve bal kabağı kalsiyumdan zengin gıdalardır. Sebzelerin fazla pişirilmemesi ve hemen tüketilmesi önerilmektedir. Sebze çorbaları toplumumuzda geleneksel olarak patates ve havuçla yapılır, daha sonra tek tek başka sebzeler eklenir. İdeal olan içine taneli sebze ve kıyma şeklindeki etin erken dönemden itibaren eklenmesidir. Bu şekildeki uygulama hem protein kalitesini yükseltecek hem de bebeği pütürlü gıdalara alıştıracaktır. Sebze pürelerini hazırlarken asla ‘blender’ kullanılmamalıdır. Sebze püre formu çok geciktirilmeden pürtüklü püre ve taneli yemek şekline çevrilmelidir. Sebze püreleri tercihen evde, tuz eklemeden hazırlanmalıdır. İçeriğindeki tuz ve şeker oranın yüksekliği nedeni ile konserve gıdalarla püre hazırlanmamalıdır.
Meyve suyu ve püresi: Altı aydan önce meyve sularının verilmesi yetersiz enerji alımına ve anne sütünün kesilmesine yol açabilir. Lif içeriği nedeni ile her zaman meyve suyu yerine meyvenin kendisini vermeliyiz. Meyve ilk başlandığı dönemde bebeklerin alışması için çok kısa bir süre meyve suyu olarak kaşıkla ya da bardakla verilebilir, biberon ile verilmemelidir. Fazla meyve suyu tüketiminin diş çürükleri ve şişmanlıkla ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Meyve püresi ya da meyvenin kendisi ara öğün olarak verilmeli, gün içinde atıştırmalık olarak kullanılmamalıdır, aksi takdirde çocukların iştahını azaltabilir. Çocuklara 9-10.aydan sonra meyveleri tam olarak (boğulma tehlikesi oluşturabilecek ufak taneliler hariç) ya da dilimleyerek verilebilir.
Hayvansal besinler: Hayvansal içeriği olmayan diyetler bebeklerin besin gereksinimini karşılayamazlar. Tamamlayıcı beslenme döneminde eksikliği en sık yaşanan besinler demir, çinko, kalsiyum, B vitaminleri ve bazen A vitaminidir. Bu mikrobesinlerin eksikliğini önleyen hayvansal gıdalardır. Et, balık, yumurta ve tavuk eti mümkün olduğunca sık tüketilmelidir.
Yumurta, protein yapısı çok ideal ve ucuz bir protein kaynağıdır. Karaciğer, sağlıklı olması kaydıyla yağ oranı düşük, vitamin ve mineral açısından zengin, kolay pişen, kolay püre haline getirilebilen, nispeten ucuz ve değerli bir tamamlayıcı besin kaynağıdır. Haftada bir gün 7-8.aydan sonra bebeklerin beslenme programına alınmalıdır. Et tüketimi ile çocukların psikomotor gelişimi arasında yakın ilişki olduğu bilindiğinden tamamlayıcı beslenmeye erken dâhil edilmesi çok önemlidir. Tamamlayıcı beslenme çağındaki bir bebeğin günlük bir yumurta ve 15-75 gr kadar et, tavuk, balık veya karaciğer tüketmesi önerilmektedir. Somon, tuna, sardalya, uskumru, hamsi ve palamut omega 3’ten zengin balıklardır, ayrıca yağlı balıklar en iyi D vitamini kaynağıdırlar.
Süt ve süt ürünleri: Dünya sağlık örgütü (DSÖ)’nün inek sütünü bir yaşına kadar önermemesinin nedeni yüksek protein içeriği nedeni ile alerjiye ve ileri yaşlarda bir takım hastalıklara zemin hazırlaması, kalsiyum/fosfor dengesinin uygun olmaması, linoleik asit ve nükleotidlerden fakir olması, yağ, vitamin, kalsiyum, demir emiliminin iyi olmaması(önerilmemesindeki en önemli neden), kabızlığa neden olması ve böbreklere aşırı yük bindirmesi nedeni iledir. Yeterli hayvansal gıda alan bir bebeğin tamamlayıcı beslenme döneminde günlük 200-400 ml (1-2 su bardağı), yeterli hayvansal gıda alamıyorsa günlük 300-500 ml süt (anne sütü, formül süt, alamıyorsa inek sütü veya tercihen fermente süt ürünleri) tüketmesi uygundur. İdeal olan inek sütü tüketiminin 12.aydan sonra başlatılmasıdır. Tamamlayıcı beslenme döneminde yeterince hayvansal protein tüketen ve aynı zamanda anne sütü alan çocuklarda ayrıca inek sütü veya formül süt verilmesine ihtiyaç yoktur. Yoğurt ve peynir, mikrop bulaşma riski düşük, probiyotik ve prebiyotik içeren, kaşıkla tüketilebilen, inek sütüne göre daha ideal gıdalardır. Süt ürünlerinin mayalanması, mineral emilimini arttırır ve gıdanın laktoz içeriğini azaltır. Peynire 6-9.aylar arası başlanabilir ve 9 aylıktan sonra miktarı arttırılabilir. İki yaştan önce yağsız süt tüketimi uygun değildir. Yarım yağlı sütler 12.aydan sonra verilebilir. Yağ bebek büyümesi ve gelişimi için önemlidir. Yeterli enerjiyi içeren tamamlayıcı gıda ve beraberinde anne sütü alan 6-8 aylık bir bebekte 2 öğün, 9-11 aylık bebekte 3 öğün yeterlidir; 12-24 aylık bebekte gerekirse 1-2 ara öğün eklenebilir.
Bebeklerde mide kapasitesi 30 gr/kg olarak kabul edildiğinden öğündeki miktarları abartmamak gıda reddi ve kusma sorunlarının gelişimini önlemek bakımından önemlidir.
Güvenli tamamlayıcı beslenme
Yumurta, balık, fındık, fıstık ve deniz ürünleri gibi bazı gıdalar diğerlerinden daha alerjiktir. Yumurta veya fıstık alerjisi riski olan bebeklerde bu gıdaların geciktirilmesinin (1 yaşından sonra başlanmasının) alerji riskini arttırdığı bazı çalışmalarda gösterilmiştir. Alerjiden korunmanın bilinen en etkili yöntemi 4-6 ay tek başına anne sütü ile beslenmedir.Bebekler için çay ve bitki çayları, şekerli içecekler, konserve gıdalar, hazır çorbalar, hazır meyve suları, şekerli yoğurt ve peynirler, tuzlu ve biberli gıdalar uygun besinler değildir. Çocuklarda zehirlenme ve ölüme neden olabilen bal bir yaştan önce, boğulmaya neden olabilecek kabuklu kuru yemişler, üzüm, pişmemiş havuç, şeker gibi yuvarlak ve sert gıdalar bebeklik döneminde verilmemelidir. Tamamlayıcı besinlere tuz ve şeker eklenmemelidir. Şeker içeren içeceklerden kaçınılmalıdır. Havuç, portakal ve mandalina gibi yüksek oranda karoten içeren gıdalar günde birden fazla önerilmez. Nitrit içeren sosis, salam, sucuk gibi gıdaların bebek beslenmesinde yeri yoktur.
Güvenli besinin en önemli özelliklerinden birisi de hijyenik koşullarda, temiz su ile el yıkandıktan sonra hazırlanmış olmasıdır. Uygun koşullarda hazırlanan ve saklanan gıdaların temiz araçlarla sunulması temizlik açısından güvenli olması demektir. Tamamlayıcı beslenmede biberon kullanılmamalıdır.
Duyarlı beslenme
Düzenli ve yeterli beslenme alışkanlığı edinilmesi için anne-bebek ilişkisinin sağlıklı olması gerekir. Anne, bebeğin açlık ve tokluk belirtilerini bilmeli, zamanında ve uygun miktarlarla beslemelidir. Bebeğin beslenme faaliyetine katılması sağlanmalıdır. Bebeklerin 9-12 ay civarında el becerileri geliştiği için bu dönemden itibaren bebeğin beslenmeye katılımı desteklenmelidir. Sadece ne yenildiği önemli değildir, bebeğin nasıl, ne zaman, nerede, kim tarafından beslendiği de çok önemlidir. Beslenme zamanı aynı zamanda sevgi ve öğrenme zamanıdır. Göz teması kurarak, teşvik ederek, sözel veya fiziksel baskı yapmadan, sabırla ve keyifle beslenmelidir. Bu beslenme modeline duyarlı beslenme adı verilmektedir. Yemek reddinde aşırı ısrarcı olmadan daha sonra tekrar denemek anahtar kuraldır.BLW (Baby Led Weaning: Bebek Liderliğinde Beslenme)
Geleneksel tamamlayıcı beslenme modelinde besinler püre haline getirilerek kaşıkla verilir ve zaman içinde yarı katı ve katı gıdalara geçilir. Bebek liderliğinde beslenmede ise püre ve yarı katı formdaki besin aşaması atlanarak, kaşık kullanmadan, elle tutulabilecek gıdalar doğrudan bebeğe sunulur ve bebeğin kendi kendini beslemesi beklenir. BLW yöntemi ile bebeğin aile sofrasını ve besinlerini paylaşması sağlanır, bebeğin gıda alımı üzerindeki kendi kontrolünü geliştirirken duyarlı anne babalık özelliğini de cesaretlendirir. BLW’nin bu kontrol özelliğinin şişmanlıktan koruyucu olduğu düşünülmektedir.Bebek liderliğinde beslenmenin uyarlanmış bir şekli de ‘katı gıdalara bebek önderliğinde başlama’ yöntemidir. Bu yöntem ile demir ve enerji eksikliği ve boğulma riskini azaltmak amacıyla geliştirilmiştir. Bu yöntemdeki fark her bir öğünde bir demirden zengin besin ve bir enerjisi yüksek besin sunulur; besinler bebeğin gelişimsel yaşına uygun hazırlanmış olması sağlanarak ve nefes yoluna kaçırma riski yüksek besinlerden kaçınılarak boğulma riski azaltılır. Bazı gözlemsel çalışmalar bu yöntemin daha uygulanabilir ve faydalı olduğunu göstermiştir.
Tamamlayıcı Beslenmede Temel Kurallar
- Sağlıklı bir bebekte tamamlayıcı beslenmeye 6 ay civarında başlanır. 4.aydan sonra kesinlikle başlanmamalı ve 6.5 aydan sonraya da ertelenmemelidir.
- Tamamlayıcı beslenmeye başlanma sürecinde anne sütüne, yok veya yetersizse demirle zenginleştirilmiş devam sütü kullanımına devam edilmelidir.
- Altı-sekiz aylık bir bebekte 2 öğün, 9-11 aylık bebekte 3 tamamlayıcı besin öğünü yeterlidir; 12-24 aylık bebekte gerekirse ek olarak 1-2 ara öğün eklenebilir. Anne sütü yeterli olmayan bebeklerde eksiklik mümkünse devam sütü ile tamamlanır, mümkün değilse bir öğün daha fazla tamamlayıcı besin verilebilir.
- Her yeni besin teker teker en az 2-3 gün aralıklarla eklenmelidir.
- Etin tamamlayıcı beslenmeye dahil edilmesi geciktirilmemelidir. Bebekler katı vejetaryen diyet almamalıdır.
- Gıdalara tuz ve şeker ilave edilmemelidir. Hazır çorbalar, konserveler, şeker ve tuz katkılı ürünler, çaylar, işlenmiş et ürünleri (sosis, salam, sucuk vb) tamamlayıcı beslenmede yer almamalıdır.
- Yağ ve kolesterol kısıtlaması yapılmasına gerek yoktur. İçeriğinde çok yüksek enerji bulunan besinler aşırı ağırlık artımına yol açabileceğinden verilmemelidir.
- Besinlerin hazırlanması, saklanması ve sunulmasında başta el yıkamak olmak üzere hijyen kurallarına uyulmalıdır.
- Besinlerin kıvamı çocuğun yaşına göre ayarlanmalı, 10.aya kadar pütürlü gıdalara alıştırılmalıdır.
- Bebeklikte farklı tatlar denetilmeli, özellikle sebzelerin tatlarına alıştırılmalıdır.
- Bebeğin açlık ve tokluk ipuçlarına duyarlı, zorlama olmadan, öğün saatlerine ve içeriklerine özenli bir beslenme modeli uygulanmalıdır.
Çocuklara vitamin ve mineral desteği
Doğum sonrası ilk altı saat içinde 0.5-1 mg kas içine K 1 vitamini yenidoğanın kanamalı hastalığının önlenmesi için uygulanmalıdır. İlk emzirmeden önce olmaması ancak mutlaka ilk altı saat içinde yapılması önerilmektedir. Tüm yenidoğanlara hastaneden taburculukları ile birlikte günlük ağızdan 400 ünite D vitamini başlanmalıdır. Flor desteği ilk 6 ay içinde yapılmamalıdır; yaşadıkları bölge sularında flor miktarı 0.3 ppm’den düşük ise 6 ay -3 yaş arası çocuklarda destek uygulanabilir. Altıncı ay civarında başlanan tamamlayıcı beslenmenin demir ve çinko açısından zengin olmasına özen gösterilmelidir. Altı aydan önce demir depolarını desteklemek için demir takviyesi gerekebilir. Prematüre bebekler tam olarak karışık beslenmeye geçinceye ve büyüme ve kan değerleri normal düzeye gelinceye kadar multivitamin ve demir takviyesi almalıdırlar.Dünyada en sık rastlanan mikrobesin eksikliği demir eksikliğidir ve ülkemizdeki iki yaş altındaki bebeklerde bu oran farklı çalışmalara göre %2-46 arasında değişmektedir. Tamamlayıcı beslenmede etin erken dönemde beslenmeye dahil edilmesi demir eksikliği gelişim riskini azaltacaktır. B12 vitamin eksikliği ülkemizin farklı bölgelerinde farklı oranlarda görülmekte olup gebelerin 2/3’ünde saptanırken bu annelerin bebeklerinde de eksiklik oranı %40’lar düzeyinde rapor edilmektedir. Folik asit eksikliği de %10-14 arası rapor edilmektedir.
Şişmanlığın Önlenmesi
Şişmanlığın sıklığı hem çocuklar hem de erişkinler arasında hızla artmaktadır. Türkiye’de erişkinler arasında aşırı kilolu ve şişman olma olasılığı %30-40’lara kadar ulaşmıştır. Son yıllarda çocuklarda yapılan çalışmalarda ise kilolu ve obez olma sıklığı sırasıyla %10-18 ile %2-8 arasında bulunmuştur. Erişkin dönemdeki şişmanlığın temelleri bebeklik dönemlerinde atılmaya başlanır, bebek beslenmesi bu yönüyle de çok önemlidir.Düşük doğum ağırlığı, ilk iki yılda hızlı ağırlık artışı ve yüksek protein alımı ileri yaşlarda şişmanlık riskini doğuran özelliklerdir. Anne sütü ile herhangi bir süre beslenmiş bebeklerde ileride obezite riskinin düşük olduğu bilinmektedir ve şişmanlık riski anne sütü alma süresi ile ters orantılı olarak azalmaktadır. Bu bağlamda şişmanlık için en kolay koruyucu önlem ilk altı ay tek başına anne sütü ile beslenme ve anne sütünün olabildiğince uzun süreli verilmesidir. Tamamlayıcı beslenmeye erken başlamak şişmanlık için bir risk oluşturabilir, zamanında tamamlayıcı gıdalara geçiş teşvik edilmelidir, aşırı proteinli beslenmeden de kaçınılmalıdır.
Not: (TÇGHBD) Türk Çocuk, Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Derneği yayınlarından yararlanılmıştır.

